Kategoriler

1 Mart 2013 Cuma

Mim'lendimm :)

Sorularla olan Mimler daha bir zevkli oluyor sanki, okuması da yazması da, bu benim ilk Mim'im o yüzden hemen cevapladım, yazdım :)  Sevgili arkadaşımYelkenliKız unutmamış Mimlemiş kendisine kocaman teşekkürler ediyorum, inan zevkle cevapladım sorularını.


1

1-  En mutlu olduğunuz anı nasıl tanımlarsınız ?
- Bütün dertlerimi unutmuş, sevinç çığlıkları atmamak için zor tutuyordum kendimi tabi yüzümde kocaman aptal bir gülümseme vardı, kalbim küt küt atıyordu :)

2-    Hayatınızda değeri asla eksilmeyen kişi kimdir?
- Kesinlikle biricik kızım

3-  En sevdiğin yazı tarzı ve yazar kimdir?
-Paul Auster'i çok severim. Kitapların genellikle kurgularına bakıyorum, usta bir dille kurgulanmış kitaplar ilgimi çekiyor.

4-  Sevdiğiniz kişiden nasıl bir evlenme teklifi aldınız veya almayı isterdiniz?
-Bir anda oldu her şey, ben uzun uzun, hararetli hararetli bir şey anlatırken bir anda " benimle evlenir misin ? " diye sormuştu ve 10 saniye kadar bakakalmıştım. 

5-  En sevdiğiniz mevsim hangisidir ve neden?
-Sonbahar'ı seviyorum, verdiği hüzün sanki beni mutlu ediyor ve ilkbahar, yaz, sonbaharı mevsimlerinin verdiği rahatsızlıklarının hiç birini yaşatmıyor :)

6-  Yaptığınıza asla pişman olmadığınız en kötü şey nedir?
Bu soruyu okuduğumda aklıma ilk gelen şey, dün kızımı severken poposunu ısırmıştım ama öyle bir canı yandı ki, saatlerce ağladı, gözlerinden yaşlar oluk oldu aktı, poposunun üzerinde oturmak istemedi. Önce çok üzüldüm tabi ama sonra " iyi ki yaptım yapmasam içimde kalırdı " dedim :))

7-  Takip etmekten en çok keyif aldığınız blog hangisidir?
-Açıkçası çok fazla blog takip edemiyorum ama YelkenliKız bir yazı yayınlarsa okuyorum mutlaka

8-  En sevdiğiniz içeçek nedir?
- Buzlu çaylara bayılırım favorim, Fuse Tea Mango Ananas ve Lipton Green Tea ama bunu pek fazla bulamıyorum eskisi kadar

9-  Ayakkabı numaranız nedir?
Tam olarak 38.5 :)

10- Vazgeçemediğiniz abur cubur ürün hangisidir?
Cips 

11-   En büyük idealiniz nedir?
-Bu fazla mı spesifik olur bilemiyorum ama kariyerimde geleceğimi kendim belirlemek istiyorum açıkçası. 



26 Şubat 2013 Salı

Pastime Paradise

Her dinlediğimde keyif alıyorum bu şarkıdan, aslında barış çağrısına mermiyle karşılık almak gibi bir his yaşatıyor. Sözleri ise umut verici bazen de hayal kırıklığı yaşatıyor, melodisi gibi inişli çıkışlı. Bu şarkının gitgide çirkenleşen dünyanın daha iyi bir yer olması dileğiyle yazıldı, söylendi. Stevie Wonder, Patti Smith hatta altyapısını Pastime Paradise'dan alarak Coolio hepsi belirli yıllarda seslendirdiler. 
Ben Patti Smith'in cover'ına bayılıyorum, sanki ağlamaklı, hüzünlü şarkıya yeniden hayat vermiş diriltmiş adeta. Daha iyi bir dünya dileğini tüm dünyaya duyurmak istediği ortada aslında, orjinalinden daha iyi olan coverlardan biri.

İşte tam da içinde bulunduğum dünyayı sorgularken, midemin kaldıramayacağı haberleri okurken, gelecekten umutsuz olduğumu hissettiğim zaman Patti Smith'in dissipation, race relations, consolation, segregation, dispensation, isolation, exploitation, mutilation, mutations, miscreation, confirmation...








15 Ocak 2013 Salı

Gittikçe Daha Çok Okumuyoruz..

Evet, gittikçe daha çok okumuyoruz. Belki bu bir öğretmenin, eğitimcinin en büyük sıkıntısı; kitaplardan ve satırlardan uzak öğrenciler..  "
Gitgide daha az okuyan bir nesil geliyor

Kitap okumak, gerçekten büyük bir serüven, onun üzerine konuşmak tartışmak da öyle. En çok güzel olan, bireyin serüveni değil midir zaten, başladığı yerde bitmemesi değil midir? Bunu neden önemsemiyoruz ?

Başkası ne düşünüyorsa onu ezberlemek kadar öğrenciyi körelten bir şey yok. Belki de bu yüzden kitaplardan bu kadar soğuduk, bu kadar düşmanca bakıyoruz onlara. Oysa bilinmeyeni çözmek, yorumlamak, bir maceraya atılmak ne zamandan beri ilgi çekmez oldu ?

18 Aralık 2012 Salı

Görünmeyen (Invisible)

Bu hafta çok sevdiğim Paul Auster'in Görünmeyen (orjinal ismiyle Invisible) kitabını bitirdim. Tek kelimeyle enfesti. Daha önce böyle kurgulanmış bir kitap okumadım. Bitirdiğimde ise, o kurgusundan, hikayenin bir anda yer değiştirmesinden ve tüm edebi temalardan sonra hayranlıkla kitaba aşık oldum. Kitap içinde kitap, usta bir Auster kurgusu ve yine göndermelerle dolu olaylar, karakterler. Sunset Park'tan çok ama çok daha iyi. Sevdiğim kitapların en üstüne koyabilirim.

Savaşa öfkeli bir kuşak, edebiyatla uğraşan karakterler, yayınevi ve yazar portresinin iki zıt kutup olarak varlığına göndermeler, hala ve hala devam eden siyah beyaz çatışması.. Kitabı analiz ederken tamamen anlatmaktan korkuyorum açıkçası.

Kitabın sonunda sizi şok eden bir gerçekle aniden bitiriyor. Paul Auster'in başyapıtı bence Invisible. 






30 Ekim 2012 Salı

Sunset Park

 Paul Auster'in Sunset Park'ı çıkalı iki yıl oluyor, yeni okuma fırsatı bulabildim. Teori kitaplarıyla cebelleştiğimden şöyle keyifle kitap alamadım uzun zamandır elime. Kitapta bol bol karakter anlatımları, kişilerin uzun uzun hayatlarından kesitler vardı. Karakter odaklıydı, sanki hepsi ana karakter gibiydi. Buraya kadar pek sorun yok, beyzbol hakkında bir çok bilgiyi de okuduk, ( biz Türkler için pek kayda değer bir şey değil malum ) kitabın sonunu öyle bir sabırsızlıkla bekliyorum, öyle hızlı okuyorum ki sabaha karşı bitirdim kitabı,bitirdiğim anda, " olamaz, bitmiş olamaz " diye sayfaları bile kontrol ettim. Kitaba bu sonu yakıştıramadım çözemediğim bir şeyler olduğundan o kadar eminim ki. Belki de Poe'nun Gordom Pym'i gibi mi acaba diye düşünmeden edemedim. Belki çıkar sonunu biri yazar :) Bunların ironi olduğunu belirtmek isterim, ciddiye almayınız.
Auster sürekli " The Best Years of Our Lives " filminden bahsetmiş ve kitabın sonunu onunla bitirmiş. O filmi izlemediğim için, kitabın öylece bitmesine içerledim sanırım. En kısa zamanda o filmi izleyeceğim.

Çevirilere o kadar laf söylerken acaba Türkçe okumamalı mıydım diyorum kendi kendime ? Niyeyse ben bu kitaba çok taktım, çok hayal kırıklığına da uğradım. Belki de kitabın içinde gizli, beklentilerim ve hayal ettiklerim çok fazlaydı. Kitapta da geçmiyor mu zaten? Hayal gücünün tehlikeli olduğunu ve ardından hayal kırıklığının zarar verebileceğini söylüyor. Ne diyeyim, ilk aklıma o geldi, kitap bittikten sonra. Bu sefer de yine Paul Auster'den devam ediyorum Invisible'ı aldım, Türkçe'ye Görünmeyen olarak çevirildi. İki kitabı da bir arada konuşmak daha iyi olabilirdi ama Sunset Park üzerine az buçuk iki kelam yazmadan edemedim.

Ayraçlarda buluşalım.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Umutsuz Ev Kadınları, Umutsuz Televizyon Sahnesi

Yayınlandığından beri Umutsuz Ev Kadınlarını takip etmeye çalışıyorum. Biliyorsunuz ki " Desperate Housewives " dizisinin uyarlaması, diziyi 8 sene boyunca izleyenlerdenim. Hatta tekrar tekrar izlerim, hiç de sıkılmam. Dostluklarına, kurnazlıklarına, iş bitirici olmalarına ve mücadelelerine hayranım o umutsuz ev kadınlarının. Geçtiğimiz haftalarda finalini yaparak, bitirdiler. Elimden sanki bir şeyler gitti gibi.
Pazar akşamları, Kanal D de yayınlanıyor uyarlama Umutsuz Ev Kadınları, çoğu replikleri söylenmeden ben söylüyorum. Buraya kadar idare eder, ama karakter uyarlamalarına bakıyorum saç baş yolasım geliyor. Uyarlama adı üstünde, uyarlayın. Bizimkisi uyarlamanın dozunu fazla kaçırmak, resmen alaturkalaştırılmş. Vıcık vıcık arabesk kokuyor. Öncelikle Teri Hatcher'ın canlandırdığı Susan karakterine değinmek istiyorum. Songul Öden bu rolde, kulakları tırmalayan sesiyle, gereğinden çok ama çok fazla olan evhamlı hareketleriyle " sevimli Susan " olmak yerine " gıcık Yasemin " oluyor. Ağzına patlatasım geliyor, bağırdıkça. Eski eşininin uyarlanması ise ayrı feci. Uyarlaması Kenan olan, Karl Mayer, ( Richard Bugi ) işinde başarılı, karizmatik ve çapkın. Ama Kenan nafaka ödemeyen, Paul gibi karizmatik olmayan alaturka biri. İzledikçe göz tırmalıyor.

Dizide benim favorim Lynette Scavo karakteriydi, bunu Ceyda Düvenci, Elif olarak canlandırıyor. Ama karakter uyarlaması kötü olunca oyuncular ne yapsın ? Elif, kariyerinden vazgeçmiş ev kadını olmuş biri, tamam Lynette de böyle ama Elif'e öyle bir hava vermişler ki sanki zaten ev kadını olmak için yaratılmış. Ayrıca Lynette kocasını tabir-i caizse ezikleyen biri, aynı zamanda hazır cevap ve esprili. Dizide en çok Lynette'in tavırlarına ve esprilerine gülerdim ama Elif'ten şimdiye kadar zekice espriler duymadım. Maalesef Elif karakteri de hiç ama hiç olmamış.

Belki en çok uyanlardan biri Bennu Yıldırımlar'ın canlandırdığı Nermin. O da işte kötünün iyisi. Benim saçma bulduğum ise lise mezunu olması. Bree ev kadınlığını çok iyi beceren, üniversite mezunu, kültürlü ve elit bir bayandı. Tam tersi bir profil oluşturmuş Bree ve Nermin.

Son olarak Zeliş karakterine şey söylemek istiyorum. Gabby ya da Gabrielle'i canlandırıyor,yerel bir festivalde birinci seçilen Zeliş ile Vougue'a kapak olmuş Gabrielle arasında çok ama çok fark var.
Önemli noktalar hep saçma bir şekilde uyarlanmış. Bu uyarlama dizi çabuk biter gider, bitmezse de lütfen bitsin. Gerçekten çok ama çok gözümü tırmalıyor. Küçük noktaların birleşimiyle harika bir diziye dönüşen Desperate Housewives son yılların şaheserlerinden biriydi. Genç,yaşlı, ev kadını, öğrenci herkes izliyordu fakat Umutsuz Ev Kadınları'nı sadece bir kaç grup profil insan izliyor. Olmamış hiç olmamış !






3 Haziran 2012 Pazar

neden kıyıda köşede yazdım ?

pazar günleri sabahı huzuru tadında, yeşil çay aromalı oradan buradan esinlendiğim, çok da zaruri olmayan yazılarımı burada paylaşmak istedim. modern zamanlarda kitap okumak için zamanı bile zor bulabildiğim şu günlerde, elime kalem alıp kıyıda köşede yazdığım yazılarımı yayınlayacağım. kıyıda köşede yazmak dediğimde aklıma sanki gizli gizli yazılmış yazılar ve Charlotte Perkins Gilman'ın" Sarı Duvar Kağıtları " esas ismiyle, "The Yellow Wall Paper " öyküsü geliyor. Eve kapatılmış, not alır gibi gizli gizli yazılar yazan, depresif bir kadını anlatıyor. Bu blogda yayınlayacağım yazılar bu tatta değil. Daha çok gündelik hayatın satır aralarında sıkışmyş, gülümseten anlardan oluşan, zaman zaman eleştirdiğim bazen de üzüldüğüm olayları anlatacağım.

Bergamotlu çay tadında keyiflerle.
Sevgiler, Saygılar. =)