Kategoriler

17 Ekim 2013 Perşembe

Sırça Fanus

Akıcı anlatıma sahip ve bir yandan değişken atmosferlerle çevrili bir roman; Sırça Fanus.

Sylvia Plath'in yazdığı bu tek roman, tarih kitaplarında göremeyeceğimiz o dönemin buhranlarını, aykırı sesleri de bize göstermeyi başarıyor. Kendi özgeçmişine dayandırıyor, her satırda Plath'i okuduğumu bilmek ayrıca güzeldi benim için.

Roman bir üniversite öğrencisinin sorunlarıyla başlıyor ama bundan çok daha fazlası var, belki de anlamlandırmaya çalışmak, çoğu zaman da kadın olmanın getirdiği zorunluluklara karşı bir ses.




4 Nisan 2013 Perşembe

" Bir Kitap Okudum ve Hayatım Değişti " ; The Feminine Mystique

" Erkek düşmanlığı " olarak aptal kutusundan hayatımıza taşan bir ideolojiydi aslında feminizm. Kadının ikinci sınıf olarak görülmemesi adına, doğuştan kazanılan haklar için yapılan bu kutsal mücadeleyi böyle tanımlamak beni gerçekten bezdiriyor.
İşte tam bu bunalmışlığın arasında bir kitap düşüveriyor önüme, The Feminine Mystique, Betty Friedan'ın 1963'te yayınlanan, kendi dönemini sarsan bir kitap tabir-i caizse. Kadınlara biçilmiş rollere karşı çıkan ve bu yaftalanmalara karşı durabilen bir kitap.
O zamanlarda Times dergisi Amerikan Kadınları hakkında yazı yazıyor ve dönemin en mutlu kadınlarının onlar olduğunu ve mutlu olmak için her şeye sahip olduklarını yazıyor. Ama bir sorun var diyor Betty Friedan, " bir dakika her şey öyle değil ki" diyor ve başlıyor çalışmalarına, ev kadınlarını merkeze koyuyor, roller ve istekler arasındaki uyuşmazlıklar çerçevesinde onların mutsuzluklarını dinliyor. Ortaya böylesine güzel bir kitap çıkıyor.
Ben kitabı anlatmak istemiyorum, kitaplardan çıkacak her şey kişiye özel olduğunu düşünüyorum. Ana tema çıkarmaya da davet etmiyorum :)
Çok etkileyici bir kitap, o Rosenbergler'in olduğu herkesin birer paranoya halinde olup, başkaldırışların asla ifade edilemediği o korku salgını olan günlerden bahsettiğini anımsamak kitaba başlarken sizlere iyi bir önbilgi olacaktır.


1 Mart 2013 Cuma

Mim'lendimm :)

Sorularla olan Mimler daha bir zevkli oluyor sanki, okuması da yazması da, bu benim ilk Mim'im o yüzden hemen cevapladım, yazdım :)  Sevgili arkadaşımYelkenliKız unutmamış Mimlemiş kendisine kocaman teşekkürler ediyorum, inan zevkle cevapladım sorularını.


1

1-  En mutlu olduğunuz anı nasıl tanımlarsınız ?
- Bütün dertlerimi unutmuş, sevinç çığlıkları atmamak için zor tutuyordum kendimi tabi yüzümde kocaman aptal bir gülümseme vardı, kalbim küt küt atıyordu :)

2-    Hayatınızda değeri asla eksilmeyen kişi kimdir?
- Kesinlikle biricik kızım

3-  En sevdiğin yazı tarzı ve yazar kimdir?
-Paul Auster'i çok severim. Kitapların genellikle kurgularına bakıyorum, usta bir dille kurgulanmış kitaplar ilgimi çekiyor.

4-  Sevdiğiniz kişiden nasıl bir evlenme teklifi aldınız veya almayı isterdiniz?
-Bir anda oldu her şey, ben uzun uzun, hararetli hararetli bir şey anlatırken bir anda " benimle evlenir misin ? " diye sormuştu ve 10 saniye kadar bakakalmıştım. 

5-  En sevdiğiniz mevsim hangisidir ve neden?
-Sonbahar'ı seviyorum, verdiği hüzün sanki beni mutlu ediyor ve ilkbahar, yaz, sonbaharı mevsimlerinin verdiği rahatsızlıklarının hiç birini yaşatmıyor :)

6-  Yaptığınıza asla pişman olmadığınız en kötü şey nedir?
Bu soruyu okuduğumda aklıma ilk gelen şey, dün kızımı severken poposunu ısırmıştım ama öyle bir canı yandı ki, saatlerce ağladı, gözlerinden yaşlar oluk oldu aktı, poposunun üzerinde oturmak istemedi. Önce çok üzüldüm tabi ama sonra " iyi ki yaptım yapmasam içimde kalırdı " dedim :))

7-  Takip etmekten en çok keyif aldığınız blog hangisidir?
-Açıkçası çok fazla blog takip edemiyorum ama YelkenliKız bir yazı yayınlarsa okuyorum mutlaka

8-  En sevdiğiniz içeçek nedir?
- Buzlu çaylara bayılırım favorim, Fuse Tea Mango Ananas ve Lipton Green Tea ama bunu pek fazla bulamıyorum eskisi kadar

9-  Ayakkabı numaranız nedir?
Tam olarak 38.5 :)

10- Vazgeçemediğiniz abur cubur ürün hangisidir?
Cips 

11-   En büyük idealiniz nedir?
-Bu fazla mı spesifik olur bilemiyorum ama kariyerimde geleceğimi kendim belirlemek istiyorum açıkçası. 



26 Şubat 2013 Salı

Pastime Paradise

Her dinlediğimde keyif alıyorum bu şarkıdan, aslında barış çağrısına mermiyle karşılık almak gibi bir his yaşatıyor. Sözleri ise umut verici bazen de hayal kırıklığı yaşatıyor, melodisi gibi inişli çıkışlı. Bu şarkının gitgide çirkenleşen dünyanın daha iyi bir yer olması dileğiyle yazıldı, söylendi. Stevie Wonder, Patti Smith hatta altyapısını Pastime Paradise'dan alarak Coolio hepsi belirli yıllarda seslendirdiler. 
Ben Patti Smith'in cover'ına bayılıyorum, sanki ağlamaklı, hüzünlü şarkıya yeniden hayat vermiş diriltmiş adeta. Daha iyi bir dünya dileğini tüm dünyaya duyurmak istediği ortada aslında, orjinalinden daha iyi olan coverlardan biri.

İşte tam da içinde bulunduğum dünyayı sorgularken, midemin kaldıramayacağı haberleri okurken, gelecekten umutsuz olduğumu hissettiğim zaman Patti Smith'in dissipation, race relations, consolation, segregation, dispensation, isolation, exploitation, mutilation, mutations, miscreation, confirmation...








15 Ocak 2013 Salı

Gittikçe Daha Çok Okumuyoruz..

Evet, gittikçe daha çok okumuyoruz. Belki bu bir öğretmenin, eğitimcinin en büyük sıkıntısı; kitaplardan ve satırlardan uzak öğrenciler..  "
Gitgide daha az okuyan bir nesil geliyor

Kitap okumak, gerçekten büyük bir serüven, onun üzerine konuşmak tartışmak da öyle. En çok güzel olan, bireyin serüveni değil midir zaten, başladığı yerde bitmemesi değil midir? Bunu neden önemsemiyoruz ?

Başkası ne düşünüyorsa onu ezberlemek kadar öğrenciyi körelten bir şey yok. Belki de bu yüzden kitaplardan bu kadar soğuduk, bu kadar düşmanca bakıyoruz onlara. Oysa bilinmeyeni çözmek, yorumlamak, bir maceraya atılmak ne zamandan beri ilgi çekmez oldu ?

18 Aralık 2012 Salı

Görünmeyen (Invisible)

Bu hafta çok sevdiğim Paul Auster'in Görünmeyen (orjinal ismiyle Invisible) kitabını bitirdim. Tek kelimeyle enfesti. Daha önce böyle kurgulanmış bir kitap okumadım. Bitirdiğimde ise, o kurgusundan, hikayenin bir anda yer değiştirmesinden ve tüm edebi temalardan sonra hayranlıkla kitaba aşık oldum. Kitap içinde kitap, usta bir Auster kurgusu ve yine göndermelerle dolu olaylar, karakterler. Sunset Park'tan çok ama çok daha iyi. Sevdiğim kitapların en üstüne koyabilirim.

Savaşa öfkeli bir kuşak, edebiyatla uğraşan karakterler, yayınevi ve yazar portresinin iki zıt kutup olarak varlığına göndermeler, hala ve hala devam eden siyah beyaz çatışması.. Kitabı analiz ederken tamamen anlatmaktan korkuyorum açıkçası.

Kitabın sonunda sizi şok eden bir gerçekle aniden bitiriyor. Paul Auster'in başyapıtı bence Invisible. 






30 Ekim 2012 Salı

Sunset Park

 Paul Auster'in Sunset Park'ı çıkalı iki yıl oluyor, yeni okuma fırsatı bulabildim. Teori kitaplarıyla cebelleştiğimden şöyle keyifle kitap alamadım uzun zamandır elime. Kitapta bol bol karakter anlatımları, kişilerin uzun uzun hayatlarından kesitler vardı. Karakter odaklıydı, sanki hepsi ana karakter gibiydi. Buraya kadar pek sorun yok, beyzbol hakkında bir çok bilgiyi de okuduk, ( biz Türkler için pek kayda değer bir şey değil malum ) kitabın sonunu öyle bir sabırsızlıkla bekliyorum, öyle hızlı okuyorum ki sabaha karşı bitirdim kitabı,bitirdiğim anda, " olamaz, bitmiş olamaz " diye sayfaları bile kontrol ettim. Kitaba bu sonu yakıştıramadım çözemediğim bir şeyler olduğundan o kadar eminim ki. Belki de Poe'nun Gordom Pym'i gibi mi acaba diye düşünmeden edemedim. Belki çıkar sonunu biri yazar :) Bunların ironi olduğunu belirtmek isterim, ciddiye almayınız.
Auster sürekli " The Best Years of Our Lives " filminden bahsetmiş ve kitabın sonunu onunla bitirmiş. O filmi izlemediğim için, kitabın öylece bitmesine içerledim sanırım. En kısa zamanda o filmi izleyeceğim.

Çevirilere o kadar laf söylerken acaba Türkçe okumamalı mıydım diyorum kendi kendime ? Niyeyse ben bu kitaba çok taktım, çok hayal kırıklığına da uğradım. Belki de kitabın içinde gizli, beklentilerim ve hayal ettiklerim çok fazlaydı. Kitapta da geçmiyor mu zaten? Hayal gücünün tehlikeli olduğunu ve ardından hayal kırıklığının zarar verebileceğini söylüyor. Ne diyeyim, ilk aklıma o geldi, kitap bittikten sonra. Bu sefer de yine Paul Auster'den devam ediyorum Invisible'ı aldım, Türkçe'ye Görünmeyen olarak çevirildi. İki kitabı da bir arada konuşmak daha iyi olabilirdi ama Sunset Park üzerine az buçuk iki kelam yazmadan edemedim.

Ayraçlarda buluşalım.